Devlerin Çarpışması

Nike Adidas'tan Davacı, Peki Adidas Nike’a Pabuç Bırakır mı?

Çok bilinmeyenli denklem yazımda, Nike ve Adidas arasındaki çekişmeden bir nebze bahsetmiştim. Kategorisinde 100 yıla yakın süredir lider olan bir markanın, 25 yıl içinde zaferinin egale edildiğini biliyoruz. Üstüne üstlük, bu durum öyle bir hal alıyor ki, Nike Adidas'ı taklitçilikten dolayı dava bile ediyor.

Ve çarpışma başlar:

Davanın temeli, Adidas-Saloman markasının Nike’nin yeni teknoloji ile üretilen "SHOX cushioning" koşu ayakkabılarının patentinin taklit edilmesine dayanıyor. "SHOX cushioning", ayakkabının tabanında, daha güçlü ve daha dengeli sıçramayı sağlayan yeni bir teknoloji.



Amerikan devi olan Nike, Alman rakibinin, yeni üretimleri olan koşu ayakkabılarının, firmalarını zarara uğratacak şekilde, Adidas’ın benzer yeni "a3 teknolojisi" ile ürettikleri ve ünlü basketbol oyuncusu Kevin Garnett tarafından imzalı ayakkabıları ile taklide maruz kaldıklarını belirtiyor.



Dünyanın en büyük spor kıyafet üreticisi unvanına sahip olan Nike, SHOX teknolojisi üzerinde tam 19 farklı patent bulunduğunu ve tüm bu patent tescilleri için Adidas’ı dava ediyorlar. Nike yetkilileri, basından okuduğum kadarı ile konu hakkında sürekli açıklamalar yaparken, Adidas yetkilileri herhangi bir açıklama yapmaktan çekiniyor. Ama sinsice planlarına devam ederek, 3.8 milyar Dolara, en büyük rakibinin pazarına Kuzey Amerika'da ortak olabilmek için aynı dönemlerde Reebok’ ı satın alıyor. (bkz. Adidas:"Reebok bir Hataydı")

Teknolojik olarak, bu iki firma arasında etkilenme olduğu aşikar. Ama yine de açılan dava gerçeğe dayanmıyorsa, Adidas'ın bu kadar sessiz kalarak Nike pabuç bırakacağını hiç sanmıyorum. Şu var ki; Yılbaşı bütçe planlamalarında pastadan en büyük dilimi Ar-Geye ayıran bu tarz firmaların, "taklitçilik" kelimesi ile aynı cümlede yer almaları enteresan geliyor.

Kalbim ne kadar Adidas'tan yana olsa da, davanın sonucunu kestirmek kolay değil. Sonuca ulaşmanın ortalama 3 yıl süreceğini düşünürsek, nihai karara ulaşmak için, maalesef uzun bir bekleme dönemi söz konusu.

Müşteriyi Memnun Eden Markalar

Türkiye Müşteri Memnuniyeti Endeksi (TMME) çalışmasının 2006 üçüncü çeyreğine ilişkin sonuçları Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından açıklandı. KalDer'in araştırması Ulusal Memnuniyet Endeksi'nin 74,3 seviyesinde gerçekleştiğini ortaya koydu. Sonuçlara göre;



kendi sektörlerinde birinci oldu.


Sektörel bazda ise yüzde 85 oranla bisküvi, şekerleme, çikolata ilk sırada yer aldı. Tüketicilerin en memnun kaldığı ikinci sektör ise yüzde 84'lük oranla makarna olurken, Nuhun Ankara Makarnası, makarna sektöründe yüzde 87'lik oranla ilk sırada yer aldı.

Endekste birinci çeyrekte ölçülen eğitim sektöründe 68 puanlık bir memnuniyet puanına ulaşıldı. Üniversitelerde ise hem özel hem de devlet kurumlarında memnuniyet oldukça düşük bir seviyede kalarak 58 puan olarak ölçüldü. Sağlık kurumları içinse memnuniyet endeksi 67 puanı gösterdi. KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Nuhoğlu, Türkiye Müşteri Memnuniyeti Endeksi çalışmasıyla sadece ekonominin röntgeninin ya da MR'ının çekilmediğini belirterek, "Kurum ve markalara, gelecek stratejilerini oluşturmada ihtiyaç duyacakları verileri temin etmeyi de taahhüt ediyoruz." dedi. Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de tüketicinin daha fazla "adam yerine konulduğu" bir sürecin başladığına işaret etti.

kaynak:sanalhaber.net

Soluk Benizlilerin Ateş Suyundan Payımıza Düşenler


EVET KONUMUZ YİNE COCA-COLA
Ramazan sofralarının olmazsa olmazları arasına sokulan Amerikalıların Kola’sı. Yeni Dünya’ya yayıldıkları dönemlerde kendilerine Amerikalı diyen Soluk Benizlilerin, Kızılderililer diye bahsettikleri “gerçek” Amerikalılara pazarladıkları “Ateş suyu”nun payımıza düşen kısmı belki de.

Kola öyle ya da böyle yüzyıldan uzun bir süredir insanların çok fazla tükettikleri bir içecek. 19’uncu Yüzyıl’ın sonlarında Dr. John Pemberton tarafından icat edilen, ve bugün Coca-Cola markasıyla saniyede 8000 şişe gibi muazzam bir tüketim rakamına ulaşmış sihirli bir ürün…
Biraz araştırma yapınca, karşınıza ünlü markalara danışmanlık yapan Interbrand ve BusinessWeek’in yaptığı marka değeri sıralamasında en yüksek değere sahip firma olarak en yakınındaki Microsoft’a 10.1 milyar $ fark atan 67 milyar $ değer biçilen Coca Cola markası… Rakibi Pepsi’yi söylemiyorum artık. Bu rakam Türkiye’nin iki yıllık ihracat rakamlarını geçiyor. Sıralama IBM, General Electric ve Nokia şeklinde devam ediyor. İlk 100’de 51 Amerikan firmasının olduğunu da belirtmek gerek.

Coca-Cola’nın mucidi Dr. Pemberton, (morfin bağımlısı olduğu iddia ediliyor) Atlantalı bir eczacı. Pemberton, 8 Mayıs 1886 günü, evinin arka bahçesinde, üçayak üzerine yerleştirdiği pirinç bir çaydanlığa koyduğu çeşitli malzemeleri karıştırdığı sırada aklında bir ağrı kesici icat etmek varmış. Pemberton, elde ettiği karışımı kendisi de beğenince bunu pazarlamayı düşünmüş. Limon, tarçın, koka yaprakları ve bir Brezilya bitkisi olan kola tohumlarının karışımı ile elde edilen içecek ilk olarak Jacob’s Pharmacy adlı eczanede 5 cent karşılığında tam da meşhur içki yasağından 1 yıl önce satışa çıkarılmış.

Bir zaman sonra işler iyi gitmeye başlayınca taklitlerinden ayırt edilebilmek için farklı bir ambalaja ihtiyaçları olmuş. “Kırıldığında veya karanlıkta bile Coca Cola şişesi olduğu anlaşılsın” arzusundan yola çıkılarak, Root Glass şirketinden bir tasarım çalışması istenmiş. Dönemin ünlü tasarımcıları Alexander Semuelson ve Earl Dean hemen çalışmalara başlamış. “Esin perileri onlara bir Cocoa tanesi taşımış ve Coca Cola şirketi “Orijinal Şişesi”ne kavuşmuş.” 1915 yılında dönemin gözde cam şirketi Root Glass tarafından geliştirilen ambalajla, bir ilke de imza atılıyordu… Dünyada ilk defa bir ambalaja patent alınmıştı.


Coca Cola 1. Dünya Savaşı’nda cepheye kadar girmiş ve askerleri ferahlatan bir içecek olarak Amerikan Ordusu’nda bedava dağıtılmış. 2. Dünya Savaşı’nın da resmi içeceği de Coca Cola olmuş. Müttefikler savaşı kazanmak için 6 yıl bekleseler de Coca Cola Nazi Almanya' sının kalbini çoktan fethetmiş.
Reklam kampanyaları bile ayrı bir olaydır aslında. Noel Baba’nın aslında “Beyaz” olan kıyafetleri Coca-Cola reklamlarında markanın rengi kırmızı renkte olanları ile değişir o gün bu gündür. Noel Baba kırmızı renkli kıyafetleri ile karların üzerinden seyir etmektedir.
Geçtiğimiz yıl bir kitap ile ilgili tanıtım yazısında önüme gelen Tom Standage isimli bir araştırmacı-yazarın 2005 yılında yayınlanan, A HISTORY OF THE WORLD IN 6 GLASSES adlı kitabında, yazar dünya tarihini bira, şarap, sert içkiler, kahve, çay ve coca cola çağlarına ayırarak inceliyor. Bölümlediği çağlardan Coca Cola çağına geldiğinde ise anlatacak çok şey bulduğundan bahsediyor. İngiltere’de yaşayan ve The Economist dergisinin teknoloji editörlüğünü yapan yazar, Coca Cola tarihi üzerine iki farklı görüşten söz ediyor. “Bu içecek, ya Amerikan ‘can-do’ değerlerinin inanılmaz başarıyla somutlaşmış hâli ya da ‘insafsız küresel kapitalizm, küresel şirketlerin egemenliği, yerel kültür ve değerlerin Amerikanlaştırılmış, homojen hâle getirilmiş bir sıradanlığın içinde erimesi’. Durumun hangisi olursa olsun, Standage, ‘Coca Cola’nın gezegende en çok anlaşılan ikinci tabir olduğunu kabul ediyor. Bu içeceğin uzun tarihi, zamanında sahte tıbbi tedaviler için kullanılmış olması, ABD’nin Forty Barrels ve Twenty Kegs of Coca Cola’ya karşı davası, böyle bir kapitalist totemle özdeşleştirilmeye cesaret edemeyen bir Sovyet askeri liderin renksiz Coca Cola’yı votka olarak geçirişi gibi önemli noktaları da içeriyor.”(Radikal)


Gelelim ülkemize, bu kola, fanta, gazoz, ayran sıralaması oluşmadan önce bildiğiniz “gazoz” 1890larda ithal edilmeye başlanır. Daha sonra Niğdeli Aleksandr Mısırlıoğlu tarafından Fransa’dan getirilen makine ile Karaköy’de Mısırlıoğlu adı altında meyve esansı, şeker ve karbonik asit ile yapılan ve basınçlı hava ile şişelere doldurularak gazoz üretilmeye başlanır.
Daha sonra Hasanbey, Hürriyet(1908), Neptün(1917), Beyaz Rus, Cumhuriyet gazozları(1923) piyasaya çıkar. 1930 yılında Bursa’da Nilüfer adıyla gazoz üretimine başlayıp daha sonra 1933de Uludağ adını alan firma en eskilerdendir. Tekel de Ankara Bira Fabrikasında gazoz ve soda üretimi yapar fakat 1940larda üretimini bırakır.
1955de Uludağ ilk kola ve portakallı meşrubatı üretir. Yabancı firmaların Türkiye’ye girmeleri de Marshall yardımından sonra olmuş. Coca-Cola 1109. fabrikasını Türkiye’de kurmak istediğinde, üretimi Marshall fonunun öncelikler listesine alınarak şirkete kredi verilmiş. Coca-Cola üretici firmadan patent hakkı almadan, sadece hammadde ihraç edecektir. 1964de İstanbul, 1968de İzmir ve 1969da Adana tesisleri faaliyete geçer.
68 gençliğinin yabancı sermayeye karşı çıktığı bir ortamda Amerikan Kola’sına karşı tepkilerde gecikmemiş. Hatta savunma amaçlı olarak Hüsamettin Toros Türkiye Rehberi’nde (1971) dolum makinelerinin harcadığı elektrik için firmanın belediyeye ne kadar ücret ödediğinden, şişelerin Paşabahçe tarafından üretildiğinden, her şişenin kapağının bile milyonlarca adet olmasından, işsizlik yaşanan bir ülkede iş imkanı yarattığından bahseder. Ona göre “Coca-Cola için ödenen her kuruş milli sanayimizin bir sektörüne gitmektedir.”
Tepkiler de azımsanacak gibi değildir. Yön dergisi, 9 Temmuz 1965 tarihli 119. sayısının kapağını kola şişesine ve “Coca-Cola zehirdir içmeyin!” çağrısına ayırır. Tam sayfa zararlarından bahseder. İTÜ’den başlayarak üniversite öğrencileri Kolayı boykot ederler. İTÜ İnşaat ve Mimarlık Fakülteleri kantininde başlayan satışı Taşkışla’da öğrenciler tarafından yasaklanır. Hatta firma yetkilileri öğrencilere boykottan vazgeçmeleri ve kantinde satış yapılmasına izin verilmesi halinde kola kapaklarından hediye olarak çıkan otomobilin kantinde satılanlar arasından çıkmasının sağlanacağı sözü bile verilir.(Gündelik Hayatımızın Tarihi, K.Emiroğlu)
Coca-Cola’nın peşinden Pepsi-Cola, 7-Gün, Fruko üreten Fruko-Tamek 1962de, Aroma Meyve Suyu A.Ş. 1968de kurulur.
Rekabet etme konusunda yerli meşrubat firmalarından sağlı sollu çeşitli markalar çıkartma çalışmaları süregelmişse de. RC, İxir, Nur Kola… Elvan gazoz gibi markalar bazılarımızın çocukluğunda anı olarak kalakalmıştır. Amerikalı askerlerin heyecana kapılıp bizim askerlerimizin kafasına torba geçirme gafletleri gibi hareketler ColaTurka gibi markaların işine de yaramıştır.
Hayatımızdan çıksa hiçbir eksikliğini hissetmeyeceğimiz bir ürün olarak, marka sıralamalarının, pazarlama kitaplarının olmazsa olmaz konu başlıklarından biri olagelmiş Coca-Cola. Hakkında bir o kadar da şehir efsanesi olan başka bir ürün yoktur herhalde. (Bu Coca-Cola ile ilgili efsaneler ayrı bir yazı olur sanki dişimizi eritir, tuvaleti temizler, motordaki pasları söker, içine mentos atılmaz, sabetayistir, siyonisttir, anti-islamdır, yahudi sermayesidir, vs, vs)
kaynak: http://www.moleschino.org/category/turkler/

İnci Tanesi Beyazlığında Margarin


Prusyalıların işgali altında olduğu dönemde hüküm süren yıllar Fransa tarihinde açlık yılları olarak bilinir. Napolyon’ un Amerika kıtası hakkında hayalleri vardı. Ancak ilk önce okyanusu geçmesi gerekiyordu. Karadaki açlık sorunu denizde de geçerliydi.

İmparator, uzun süre seferlere dayanacak, çabuk küflenen tereyağı yerine kullanılabilecek gıda maddesine ihtiyaç olduğunu açıkladı. Bu fikir dünyanın beslenme alışkanlıklarını değiştirecek bir buluşa yol açtı. 1869 yılında Mega-Mauriés adlı Fransız kimyagerin “inci tanesi Beyazlığında” diye tasvir ettiği donanmanın ihtiyacına yönelik olarak düşünülmüş dayanıklı yağ ticari başarıyı denizde değil, Avrupa Kıtasında yakaladı. Avrupa açlıktan kurtulma yolunu bulmuş, margarinde sağlıklı, ucuz gıda ucuz gıda maddesi olarak alıcı bulmuştu.

İşte margarin sektöründe jenerik marka olan Sana’ nın geçmişten bugüne gelen hikayesi. Türkiye’ ye 1950 li yıllarda giren Unilever ürünü Sana, uzun yıllar pazarda tek marka olarak yer aldı. Şirketin insanları ilk defa margarinle özdeşleşmesini sağladı. Hatta sözlüklerde bile “Sana yağı” olarak yer bulan bu isim, ilk jenerik markalardan biri olarak da piyasada yerini aldı.

Erkeksi Bir İçecek!


Diyet Kola sadece bayan içeceğidir algısı artık yıkılıyor. Coca Cola Company artık erkekler için de diyet kola markası yarattı.
"Coca Cola Zero".
Ne kadar gerekli bir ürün tartışılır. Yeni işte.Pepsi nin küçülen kutu kolalarından sonra bir haraketlilik beklememek yanlış olurdu zaten. Eminim erkek adam light cola mı içermiş diye kendilerini kısıtlayan artık rahat bir nefes alıp doya doya serinleyebilirler. Hemde formda kalarak. Erkeklerde hep böyle bir ürün bekliyordu zaten. (!)

Çok Bilinmeyenli Denklem!

Hala Ülke Olarak Neden Marka Olamıyoruz?
-Hadi artık bizlerinde bir marka olma zamanı gelmedi mi?
-Yada dünyada neden Türkler olarak bir meşhur marka üretemiyoruz?
-Neden marka olma bilincini algılamamakta bu kadar inatçıyız?
-"......Bir Dünya Markası" derken bile neden destekli sallamıyoruz?
-Bu halkın duyguları ile oynamak, onları yanıltmak olmuyor mu?
-Hala ülke olarak markalaşmanın sırlarını çözememişken bir firma çıkıp nasıl biz dünya markasıyız diye kendini lanse edebiliyor?
-Reklamları denetleyen kurum halkı yanılta etkisi içeren sözler sarfettiği için buna neden bir dur demiyor?
-Yada ben mi yanlış biliyorum? Gerçeten dünya markası mı kendileri, kanıt sunabilirler mi?
-Çok bilinmeyenli bir denklem değilde ne şimdi bu?
Uzun zamandır bu sorular üzerine yoğunlaşmış durumdayım. Tüm sorulara cevap bulamasamda en azından bir kaç bilinmeyeni bilinir hale getirmek de yarardır değil mi! Hadi bakalım ;
"Ülkeler coğrafi yapısının el verdiği ve ikliminin desteklediği yada teknolojisi ve kültür yapısı ile marka mı olmalı" sorusu var ilk sırada. Evet, otomobil teknolojisi ile anılan bir firma otomobil markaları ile ya da tarım ile bilinen bir ülke tarım ürünleri ile dünya markası yaratabilir. Peki nasıl oluyor da, Japon müziğinde ve kültüründe piyano yokken en ünlü piyona markalarından biri Japon markası oluyor."Yamaha". Bir kuyruklu piyano bir Japon evine sığamaz ki!

Finlandiya teknolojisi ile ünlü bir ülkemi ki Nokia diye bir markayı çıkardı.

Meksika nın ekonomisi Türkiye den dahamı güçlü? Hayır ama tekilası ile anılan bu ülke Corona diye bir bira markası yarattı ve bu marka tüm dünya ülkelerinde en yüksek fiyata satılan bira markalarından biridir.

Bir balıkçı ülkesi olan İsveçten Volvo markası nasıl çıktı.

Demekki sadece kültürle, coğrafi yapı vs. ile ülke olarak marka olmanın hatları belirlenemez.

Ülke olarak kendimize yeni katagorilerde yaratabilir miyiz? Mesela Red Bull enerji içeceği diye bir marka yarattı. Red Bull nereli? Avustralya lı.

Ya da varolan katagorilerde yeni bakış açıları ile meydan okuyan markalar yaratabilir miyiz? Bundan yirmi yıl önce piyasaya çıkan Diesel diye bir marka bugün 100-150 yıllık geçmişi olan jean markalarını geride bıraktı. 25 yıllık Nike 100 yıllık Adidası perişan etti. Starbucks ın tarihi nedir 25 yıl. Demek ki aynı alanlarda yeni lider markalar da doğabiliyormuş.

Birde en önemli konu. Biz Türkiye' yi Türkiye olarak yurdışında tanıtmaya çalışıyoruz. Ama Fransa olarak marka olunmaz Paris marka olur, Amerika ile marka olunmaz Las Vegas marka olur. Bizler Yeter ki ülke olarak değerlerimizi bilelim, ve bunlar ile ülkemizi markalaştıralım.

Beni en çok şaşırtan olaydan biri de şu olmuştu. İsviçre de bir yemekte tanıştığım bir bayan Türk olduğumu duyunca nasıl yani "Türkiye bir ülkemi , ben İstanbulu ülke Türkiyeyi de onun bir şehri sanıyordum " dedi. Hani kadının aklından şüphe edicem ama çok da bilgili sohbeti hoş olan bir bayandı.

Açıkcası bu bayanın kafasında nasıl böyle bir düşünce oluştu bilemiyorum ama biryerde yanlış yapılan yada birşeylerin hayata geçirilmesi için geç kalınan şeylerin olduğu kesin.

Thema Dergisinde M.A.R.K.A. Başkanı Sn. Hulusi Dericinin röportajından esinlenilmiştir.